…………..

Genel

BEN SANA NASIL KÜSEYİM

Image
 
 
Ben sana nasıl küseyim
istanbul üstüme düşer
Kadıköy’den vapur kalkmaz
Sezen Aksu şarkı yapmaz
Üsküdar’da yangın çıkar
Hey kanar yüreği güvercinlerin
Minübüsler bağırmaz olur
 
Aşk üstüne yemin etmez martıları boğazın
Ulan poyrazı küser, olan lodosu esmez
Yağmuru yağmaz nisanın
Ben sana nasıl küseyim İstanbul üstüme gelir
Kendini vurur sokaklarına Cihangir’in
Eyüpsultan sabahlarına
Ve ekmek kavgasına yemin olsun
Bir de umuduna Kavgaya düşmüş yeni gencin 
Beyoğlu Arsız bir gece beyim Hayat üryan edilmiştir
Ve sevilmiştir, ve sevmiştir
Gül pavyonunda Sevim
SöyleImage Söyle ben sana nasıl küseyim
Yolda yürürsün
Canın çeker
Kestane satarım Taksim’in köşesinde
Beyoğlu’nda sinemaların kapısında dururum
Her filmde Türkan Şoray oynar
Ben sana nasıl küseyim
İstanbul üstüme düşer
Minibüslerin kapısında bağırırım
Sen binersen ön koltuğu ayırırım
Bir de teybe attım mı şarkımızı
Bir tek dileğim var
Mutlu ol yeter
Ben sana küsmem
Ben seni unutmam İstanbul üstüme düşer
Yangın çıkar Üsküdar’ın içinde
Aslan arkadaşla belalardan geçerim
Her bir şeyi taşır yüreğim Her bir şeyi taşır
Bir senin yokluğunu çekemez
Söyle … Söyle ben sana nasıl küseyim 
 
 
 

 
 
 
 
Ben sana nasıl küseyim İstanbul üstüme düşer
Kadıköy’den vapur kalkmaz
Sezen Aksu şarkı yapmaz 
Üsküdar’da yangın çıkar
Ey kanar yüreği güvercinlerin
Minibüsler bağırmaz olur
Aşk üstüne yemin etmez martılar
Ulan poyrazı küser Olan lodosu  esmez
Yağmuru yağmaz nisanın
 
Ben sana nasıl küseyim
Ben seni nasıl unuturum
 
İstanbul üstüme gelir
İstanbul üstüme düşer
Söyle Söyle ben sana nasıl küseyim….
 
 
 
 
 
İBRAHİM SADRİ
 
 
 
 
 
 
 
 

SOL YANIM GÜVERCİN

 
Benim ömrüm kimsesiz bir çığlık… Kırık bir figan akarsularda sesim
Çağlayanlara vurur yankısı
Mavisi yağmalanmış bir gökyüzüyüm Karanlığın ortasında
 Kendi içinde taşıyan aydınlığını …
Örselenmis çocuk gözleriyim
Ömrümün deltasında yapayalnız
Sol yanım güvercin uçurumları emzirir
Sağ yanım karanlık kakülleri kan
Ah kalbim Ah duyarlı yanım
Ortak oynanan bir oyunmu hayat
Herkesin kendisini oynadığı
Yalnız bir tragedyayım ben
Maskesiz seyircisiz
Ve her gece uykuya yatmış bir dağ gibi kederli
Kirpiklerini sulara dökmüş bir çiçeğim
Silahsızım kuşları vurulmuş bir gökyüzünde
Bir kar çölü ıssızlığıyım
Her gece bir ateşdağına tırmanıyorum
Bir kahır dağına Hiç bir yol çıkmıyor umuda
Kalbimi bir buzdağının ortasına koyup uyuyorum
Bir başka bahara açmak için çiçeklerimi
Denizi olanlar mavi gözlüdür belki
Ben kavruk bir çöl gibi yangınım
Bir doğulu kadar esmer ve tedirgin
Aşiretlerin terkettiği örenlere benziyor
Kaygılardaki yüzüm
Yollar kar, dağlar karanfil
Göz göz oldu yaralarım bağlayamam
yürek sıcağı bir ezgiyle ört üstümü ‘ örtki ölem’
Nuri CAN 
 
 


 
 
 
Seni sevmek için ne kadar sebep varsa içimde
 İşte sevmemek için de öyle,
Seni sevmemek için ne kadar söz varsa dilimde
Seni yermek için sana ermek için
Yok işte,
Bir yalan uyduruyorum ben kendimce,
Kendime umutsuzluk sana umudum,
Yollarına çaresizlik düşmüş eşkiya,
ben sana zehir zemberek suskunluğum,
Ben sana gözlerinden vurulmuşum;
Sana açılan kapıların kapanan sesinde,
Ben seni değil kendimi unutmuşum,
Yaralarımın kanayan damarlarına,
Uykusuz gecelerimden kör sokaklar sürmüşüm;
 
Ne mutlu bana… Ne mutlu ,
En çok bir yıldız kayıyor biliyor musunuz
?
Bir dilek tutuyorum işte
,
Ellerin oluyor … Tutunuyorum sana
..
Soluksuz bir sokak lambası altında
,
Şubat’a müebbet gözlerini sunuyorum sana
Anlasana …..
 
Seni sevmek için ne kadar sebep varsa içimde…

İşte o kadar yalan uyduruyorum kendime,
O kadar yalan…

Kime ne..
Kendime yalanlarla tutunuyorsam kime ne?

Kendimi sende unutuyorsam kime ne ?
Sende susuyor sende konuşuyorsam
Sende uyuyup sende uyanıyorsam
,
Vuruyorsam talan olan umudun mahzeninde kendimi
,

Kime ne,
Kime ne kendimi kanatıyorsam senin düşüncende

Yalan ya da gerçek ,
Sen sakın uykusuz gecelerimde üşüme
!
Ben üşüyorsam kime ne ….
 
 
 

Kayıp Mutluluk

  

Aradım günlerce mutluluğu
Kitaplara, şiirlere yazdım adın
ı
Afişlere baktım duvarlarda
,
Aradığım yerlerde yoktu.

Ağlayan anaları, babaları gördüm
Kimsesiz çocuklara
,
Çöpten, ekmek toplayanlara
sordum
Mutluluğu bulamadım.

Bir yanda bedel ödeyenleri gördüm,
Bir yanda asalaklar
ı,
Ezenleri, ezilenleri tanıdı
m
Mutluluğu tanıyamadım.

Eğlenenleri, gülenleri gördüm
Sevenleri, sevilenlere sordum
.
Büyük kitlelere ulaştım
,
Mutluluğa ulaşamadım.

 

Sordum heryerde insanlara
Kimileri mutluluk için yaşarm
ış
Tanımadığım mutluluk için yaşamam
.
Bugün yaşıyorsam eğer
,
Yarınlara umutlarımdandır.
Mustafa YİĞİT
 

Uğuldayan ve hep uğuldayan bir orman kadar üşüyorum şimdi
yanlış rüzgârlar esiyor dallarımda

yanlış ve zehirli çiçekler açıyor

Kanımda kocaman gözleriyle bir çığlık

Su ve ses kadar beklediğim

ne kaldı geride, bilmiyorum

uzanıp uyumak istiyorum gölgeme

ve sarınmak o kocaman gözlerin

uğuldayan rüzgârlarına

Bir acıyı yaşarım ve zehrinden

çiçekler üretirim kömür karas
ı
uçurum kadar bir yalnızlık

yaratırım kendime, atlarım

Anısı yoktur küçük rüzgârların

Yapraklarım yok artık kuşlarım yok
büsbütün viran oldu dağlarım

ezberimdeki türküler de savrulup gitti

ömrümün karşılığı kalmadı sesimde

sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü

Ahmet TELLİ


Sonbahar

yaprakları gibi savruldu yüreğim
Sarardı gönlümdeki mavi umutlarım
,
Bir esintiyle koptu dalından
,
Bir rüzgarla uçtu başucumdan
,
Kır çiçekleri soldu gönlümün
,
Boz kırlara kaldı meydan.

Ürperdi kırışık tenimde zaman,
Yaşanmış en güzel ilkbahardan

Bir martı kanadında uçup gitti zaman
,
Saçlarımda yıldızlar göz kırparken
,
Şimdi avucumun ortasında duran
,
Mevsimlerden hazan
. 
 

 
Ağaç bütün
Işık bütün
Meyve bütün
Benim dünyam param parça
 
Büyük bir ayna kırılmış
Kırılıp yere dökülmüş
Kainât içine düşmüş
Düşmüş amma param parça
 
Yaprak yaprak yapıştırdım
Diyar diyar dolaştırdım
Bir alevdir tutuşturdum
Yandım amma param parça.
B. Rahmi Eyüboğlu
 


YÜZSÜZ HÜZÜN…..

 

Ben hüznü,
Tükenmez bir kalemle yazarım
Alt alta.
 
Bir dizenin ortasında kalem tükenir,
Yeni kalemler edinirim Hüznü yazmak için..
Yazarken,
Çok sigara içerim
Üst üste.
 
Bir yağmur başlar inceden
Ve içli bir senfoniye eşlik eder
Taa içimden yükselen..
Aşk mı yoksa ayrılık mı?
Öksüzlük mü yalnızlık mı?
Kim davet eder hiç bilmem.
Kapım çalınır;
Bir gelin gibi süzülerek Hüzün içeri girer..
Ona sorsan
Birkaç kadeh içip gidecektir hemen
İnanmış gibi yaparım her seferinde;
Bilirim gitmeyeceğini Bir şiire dönüşmeden..
Dışarıda delirir yağmur
İçimden yükselen senfoninin ritmiyle pek uyumludur
Tükenmez hüzün karşımda
Devirirken kadehleri üst üste;
Ben onu,
Tükenir bir kalemle yazarım alt alta!
Öyle hemen gitmez Yüzsüzdür
Pek çok hikayesi vardır,
Yüzyıllardır anlatılır
Yazılır durur şiirlerde
Alt alta,
 
Yüzsüz hüzün yüzünden,
Yıldızlarla doludur mezarlar
Üst üste!
JALE DEMİRDÖĞEN

 
 
Diyorsun ki mektuplar yanıyor
Mektup yanmaz adam yanar
Halimi sorma
Sen bilemezsin
Bir kıtaya gölge ettikten sonra
Bir bıçak darbesiyle yıkılan çınarın hikayesini.
Ah bu benim korktu mu söylemeyen,
Sevdi mi gözlerini kaçıran,
Ağlamak için yağmurlu havaları bekleyen yanım.
Büyüyor kelimeler  Sığmıyor içime
Acıyor canım
Bir tunç heykel gibi hayata meydan okumak
Ayak seslerimle gök gürültüsünü bastırabilmek için
Topuklarımı kanatırcasına koştum
Koştum ki, çivit mavisi gecelerde
Aynalara binlerce kez söylediğim sözleri
Sana da söyleyecektim olmadı
ılmadı kapılar
Anahtarlar kilide uymadı
Gözlerimin altındaki mor halkalardan
Okuyabildin mi sevda yaşımı?
Ben neden böyle hep uykusuzum,
Neden gözlerim hep kan çanağı bilir misin?
Sabah vakti güneş doğarken
Sazımın tellerinde bir türkü yanar
Bir kez de sana dinletebilmek için pusuda beklerim
Halimi sorma
Çünkü yok sorularının cevabı bende
Çünkü yok yüzümün karşılığı aynalarda
Çünkü, çünkü ben artık tedavülde değilim
Halimi sorma
Anlatsam da anlayamazsın
Azap, dağdan düşen bir kartopu gibi büyür adamın içinde
Beni mi tanımak istiyorsun
Yüzümdeki çizgilerden anlamadıysan
Yine de söyleyeyim
Ben iki değirmen taşının arasına sıkışmış
Zavallı bir buğday tanesiyim.
Ahmet SELIM
 
 
 

Dur akma, gözlerim, sürme çektim ya
Bak yine aktı kirpiklerinin arasından
Elmacık kemiklerin yine sırılsıklam
Dur be, Olmazki bu kadar acizlik
Hazır bir bahane arıyorsun
Hemen içini dökeceksin
Ayıp ediyorsun gözüm,
Hemde herkesin önünde
Hiç yakışmadı…..
Dur….bak birşey dicem
Kendine sakla bu yaşları gözüm
Sana ait olanı bırak sende kalsın
Her tarafa bulaştırma şimdi
Ne gerek var bunca tantanaya
Biliyorum dolmuşsun  Çok kırılgansın
Sargılar yine sökülmüş
Bir espiri patlatsam sararmı yaranı
….merhem olurmu
….umut olurmu
….kızgın ateşini söndürürmü
….gündüzün geceden çıkıp yine gündüz olurmu???
Çok şımardınız gözlerim bu aralar
Söz dinletemiyorum
Mantıksız hareket ediyorsunuz ikinizde
Dünki çocuk gibi…
DUR damlama artık, yeter!
Neden neden bu yaşlar???
Sus artık!
……………………………………
 
Benim ne suçum var
Yüreğinin yaşı dinmiyorsa
Önce yüreğinin yaşını dindir
 
Ben yani gözlerin, aracıyım sadece
Bir dinle bak ne diyor Benimkisi geçer
Ama o sana haykırıyor
Yüreğin akıyorsa bunda benim suçum ne..??
 

Bir susum / Bir Pus
Kalabalalığn içindeki yalnızlığım
Dört duvar içinde geçen günlerim
Sessiz / Sakin

Bir Susum / Bir Pusum
Hayallerim ve umutlarım
Gökyüzünde yıldızlar parlarken
İçimde sönüyor ışıklar

Yitip gidiyor hayallerim
Kaldırıp başımı bakamıyorum
En son umutlarıma tutunup
Bir Sus / Bir Pus oluyorum…
Mavi Tuna

 

 
 

 

kimseler bilmez yüzümdeki tebessüm
gözlerimdeki hüznü saklar sadece
bilmezler ki bir sevdam vardır benim; Olmayan
bilmezler ki olmayan mavi gözleriyle
mavi mavi hüzün akıtır yüreğime…
 
bilmezler ki tükeniyorum her geçen gün
Tek yoldaşım gözyaşlarım ve var olmayan sevdam
……….

 
 

HÜZNE SERZENİŞ

 

Hüzün mü diyorsun,
Hüzün açan çiçeğim
?
Gel de hüznü gözlerimde gör
,
Gel de hüznü yüreğimde,sahte tebessümlerde gör
.
Öyle kötüyüm bu akşam, öyle yanlızım
.
Bin değil, yüzbinlerce vuruldum yüreğimden
,
Öyle ağlıyor, öyle kanıyor
,
Öyle savruluyorum
.
Anlatsam,anlayamazsın
…..
Nazmiye KAYAR

 

 
 
 
Bugün bir hüzün var içimde
Hiç duymadığım bir müziğin hüznü 
 
Adlandıramadığım bir yokluk hissi
Bugün bir hüzün var içimde
 
Gözlerimde uzaklara dalan
İçimden lıkır lıkır akan bir hüzün

 
Anlayamadığım bir boşluk duygusunda
Bugün bir hüzün var içimde
 
Cama vuran yağmurun sesinde
Menekşelerin morumsu renginde
 
Bugün bir hüzün var içimde
Mahallede oynayan çocukların sesinde
 
Kapının çalmayan zilinde
Komşunun kahvesinde
 
Bugün bir özlem var içimde
Ne olduğunu bilemediğim hüznü bana getiren…

 
  

 
Bana gel dersen gelirim hüzün,
Ama gözyaşım durmazsa karışmam.

Bana git dersen giderim hüzün,
Yokluğunda ruhum donarsa karışmam.

Bana sev dersen severim hüzün,
Yüreğim kırılsa da kalbim dağılsa da karışmam.

Bana gül dersen gülerim hüzün,
Kalbime gözyaşını damıtırsan karışmam…

Bana bak dersen bakarım hüzün,
Ben seni görmeden savrulmam.

Bana sus dersen susarım hüzün,
Ama yürek kelam ederse karışmam.

Tebessüm etme diyorsan ağlarken
O zaman
hüzünle buluşmam…

Yık diyorsan yıkarım hüzün,
Acıyı yakar sevdam,
Yok olursan karışmam…
Emine DÜNDAR

  

 
 
 

Bi yalnızlığın kalıntısıyım şimdi..
kelime anlamıyla tükenmişliğin karnesini taşıyorum koynumda

herşey noterden tasdikli

damgalı, mühürlü, pulu yapıştırılmış son model..

Şu halime bi isim koysam diyorum
fırtına desem.. canım acı
r
sam yeli desem bu yangının tarifi yok…

belki bi dağ meltemi… yüzüne vuran..
belki bi düş

bi rüya

bi oyun
….
bi film

bi dram
….


Susmaktan başka ne yakışır şimdi yanıma..

Bir giz gibi deliyor yüreğini
cansıkıntılarının burgusu
ve hep bir şeyler eksik gibi
bir şeyler bekler gibisin

Yeni bozgunlar
yeni yenilgiler peşindesin
Bir bozkır kuraklığına dönmüş için
Oysa yalnız bir gülüştür
gurbeti türkülere dönüştüren

Çoktandır su vermedin
çiçeklere ve yüreğinin çeliğine
Zaman terkisine almış da gülüşleri
koşuyor sessizliğin ve yalnızlığın
iyotlu kıyılarına

Bir yol ayrımı ki yanlışla doğru
hüzünlerle sevinçler kolkola
Sen ki ey kalbim
yanlışları ve
hüzünleri taşıdın
bunca zaman

Taşıyamaz yüreğinin batık sandalı
bu yalnızlığı, bu can sıkıntılarını
Yaşam gelincikler gibi beklerken seni
gecenin kapısını çalma
ey kalbim

 Ahmet TELLİ

 


HÜZÜNE SESLENİŞ

 
 

Bugün huzur içindeyim.
Huzur mu dedim?
Yalan söyledim.
Hüzün diyecektim….

Göz pınarlarımdaki
Bulutlar vuslata erdi…
Hayır…
Ağlamıyorum desemde..
Ben ağlarken
GÜLÜMSERİM…….
giZEM

  kanayan yanlarıma inat
susmalıyım
gözyaşlarımı kimseler görmeden
ağlamalıyım
ellerimde kor ateş
yanmalıyım
ömrüm son bulana kadar
dayanmalıyım


 

 

Kaçtım
Kendimden gelen haykırışları duymamak için..

sessizliğin içindeki sesleri, karanlığın içindeki yüzleri
görmemek için.. kaçtım

Baktım

Geriye dönüp baktığımda yitik bir kentin kayıp bir düş’ü oldum…

şlerimin griliğinde kendime baktım..
sisli ve yağmurlu bir havada İstanbul’a bakar gibi baktım

Saklandım

Tüm kelimelerimi yanıma alıp saklandım..

cümlelerimin beni terk etmesine izin verdim…
kilitli bir kapının ardında herkesten ve her şeyden saklandım

Islandım
Yağan yağmurlar altında şemsiyesiz saatlerce dolaştım

ıslandım…
yağmurla birlikte yağdım avuçlarına…
yağmurla ıslandım

Sustum
Tüm şiirleri, şarkıları sözsüz bestesiz bıraktım…

cümlelerimi anlamsız, kelimelerimi çırılçıplak yalnız bıraktım…
sustum
Döndüm
..
Buz tutmuş düşlerim, yaban kalmış gülümseyişlerimle…
eksik kalan günlerimle yaşanmamış yarınlarıma döndüm
Kaçarken baktığımda saklanan benliğimin yağmurda
ıslanışını susmaların ardından gördüm…
ve dünüme bu günüme yarınıma döndüm….
alıntı
 
 
HüZüNe sesleniş…
ıstırabım sende HüZüN
biliyorum, konuşacak bir şeyimiz yok
ama gözlerini al da gel.
acemiliğini, suskunluğunu, elindeki yarayı
bilmediğin bir hastalığa acımak için bile  olsa gel
biliyorum konuşacak pek bir şeyimiz yok
ama ıstırabım sende
mutlaka al da gel…
 

 
 Ardımda yangın sonrası bir şehir var
Yıkıntılarının üstünde hala dumanların tüttü
ğü
Köşe başlarında gönlü yaralı insanların dalıp dalıp gittiği

Sokak aralarında kedilerin dolaşt
ığı
Yangın yeri bir şehir

Dönüp bakmıyorum

Sırtımda alevlerin sıcaklığı hâlâ

Gözyaşı kaynağım kurumuş

Gözyaşı…Yollarımda sararmış otlar

Gözlerim ufukta

Kaçıp giden RüZGaRı, Yangını büyüten RüZGaR
ı
Ve geciken yağmuru arıyorum

HüZün

Acının çiçeği

….
HüZün uzakların çağrısıdır

Hergün yüzlerce binlerce defa uzaklara düşer de düşünceleriniz

Bedeniniz hapistir ve kurtulamazsınız

HüZün uzakların çağrısıdır, gidemezsiniz

 
Hüzün kaçıp giden trenin ardından bakakalmaktır
Gece yarıları garlarda
 
HüZüN üşümektir

Gece yarıları sizi almak için çırpınan

Karanlık dalgalara ve şehir ışıklarıyla oynaşan yakamozlara cevapsız kalırken…
HüZüN ağlayamamaktır
Ağlamak için çırpınırken ağlayamamak..
HüZüN aşk satmaktır duvarlara
HüZüN aşk  da boğulmaktır
Ve kimsenin anlamamasıdır feryadınızı

HüZüN içten içe yanarken   üşümek ve ürpermektir…

 
HüZüN  uzaklara ait olup
Yakınlara hapsolmaktır…
MuRaT BaŞaRaN…
 


SEVDA ÇIKMAZI

 

 

Sevda çıkmazında yaşlanıyor ruhum

Dolu dizgin yaşamak isterdim hayatı yüreklerinizde
Ve sebepsiz sevinçlerim olsun isterdim bahar dallarında

Yıldızları toplamak gece yarısı göğün karanlığından

Işıksızlara ışık sunmak isterdim ellerimle

Sabah ezanları haykırırken şehrin alacasında

Minarelerine tırmanmak ve en yakınından

Yazgımla hesaplaşmak isterdim, neden bu kadar acımasız diye

Geceleri dingin ve derin uykular isterdim

Çünkü öyle yorgunum ki sevgiye dair her şeyden yana

Umut isterdim en çok, bir çiğ tanesi kadar olsa bile

Hiç toplayamadığım gelincik tarlası kadar kırmızı
Sevda isterdim delice yaşadığım

Bakir duygular isterdim kirlenmemiş yüreklerde yaşayan

Aşk isterdim
,
Yüreği sevda kokan birini akıllıca değil deli gibi sevmek

Ne kurak bir mevsim hüküm sürmekte bende
Taş toprak tutmuş susuz bir sahra çölü oldu yüreğim

Suyum yok ışığım yok yolum yolsuzların çıkmazı

Sevdam yok kafa tutmam için dünyaya

Tek bir tesellim bile yok çiğ tanesi umudum kadar


Sevda çıkmazında oturmak istemezdim doğduğumdan beri

Bütün yollar umut sokaklarına aşkın yollarına çıksın isterdim

Yitiriyorum şimdi geçmişten zorla kaçırdığım lekesiz neyim varsa

Ellerimle veriyorum sokak eskicisine gözlerimde yaş bile yok

Umut istiyorum karşilığında, gülüyor peşin sıra kaçıyor benden

Sevda çıkmazında bitecek bu yaşam öyle gibi
Ben burada doğdum ve kimsesiz yitirilmek için

Sevgisiz, sevdasız en çok da umutsuz

Oysa uykusuz gecelerimde gökten yıldızlar toplayıp

Sabah ezanlarında ışıksızlara ışık sunmuştum bir zaman

Yaşanılanlar neyse de yıldızlarında mı bir anlamı yok artık

Böyle mi olduk artık

Hatırsız, değersiz, vefasız

Sevda çıkmazında yaşlanıyor ruhum

Umutsuz…

Esin KARAGÖKLÜ

 
 


HÜZÜN

 

 

 yüreğine değmesin hüzün, dayanamam…

Avuçlarımda sevgi kırıntıları, yüreğimde hayat kırıklıkları…

Bir de gözündeki keder bulutlarını görmeye dayanamam…

Saklayabilsem acıları,

kaf dağının ardına……..

 

 

 

hüzün dolu bir kitabım ben

Kimininki bir satırlık, kimininki bin sayfalıktır
Tek ortak noktaları bir gün biteceğidir…
Ben hüzün dolu bir kitabım

 

Benim acılarım sayfa, göz yaşlarımsa mürekkep oldu
Anlattılar birer birer, ama konu hep aynıydı
Hayat akışım bir çizgiydi, çizginin adı ise "hüzün"
Ben hüzün dolu bir kitabım

 

Senaryo baştan belliymiş, acılar benim kaderimmiş
Mutluluğu yakalamaya uğraşırken, tebessüm etmek bile yasakmış
İstesem de istemesem de oynamaya mecburum
Ben hüzün dolu bir kitabım
 

 

 

Dertlerim girdap olmuş çeker içine
Çareler içinde çaresizliğim, alır içine
Dört bir yanım bağlanmış çözülmezcesine

Hüsrana yol almış yelkenli gibi

Bir hüzün denizinde yüzer gibiyim…

 

Sinemi yakan elem narına
Yıldızları kaybolmuş gecenin siyahına
Umut zincirlerini ardı sıra
Bağlarım diyerek boşu boşuna

Bir hüzün denizinde yüzer gibiyim…

 

Çırpınıp dururum çare bulmaya
Ayaklarım takıldı çalı çırpıya
Kapıldım kurtulamadım ben bu fırtınaya
Savruldum ardından ordan oraya

Bir hüzün denizinde yüzer gibiyim…

  

Bir dağın başındayım, yapayalnız, karanlık.
Karlar var bembeyaz
.
Bir kapı önündeyim ardı nedir bilinmez
,
sevmek var zamansız
.

Ölüm kalanların uydurması, ateş yananların.
Doğru bir yoldur ancak, dönüşü olmaz yanlışa
.

Geceler bana seni anlatıyor,

geceler bir ateştir yanıyor,
geceler bir hüzündür sarıyor
,
geceler bir umudum yok mu
?

Bi yolun başındayım.
Yorgun argın, kararsız
.
Karlar var, kuru dallar sapsar
ı.
Bir aşkın buhranında

Bitmek var, gitmek var çaresiz.

burcuvc9uj5to4
 


KIRILGAN

 
 
Kırılgan bir çocuğum ben
Yüreğim cam kır
ığı
Bütün duygulardan önce
Öğrendim ayrıl
ığı
Saldırgan diyorlar bana
Oysa kırılganım ben
Gözyaşlarım mücevher saklıyorum herkesten
Ürküyorlar
gözümdeki ateşten
Ürküyorlar
dilimdeki zehirden
Ürküyorlar
o dur durak bilmeyen
gözükara cesaretimden
Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum
,
Bir yanı çılgın dağ doruğu
.
Oysa böyle yapmasam ben
Nasıl korurum içimdeki çocuğu
?
Bir yanım çılgın nar ağac
ı
Bir yanım buz sarayı

MURATHAN MUNGAN

 
 
 

GEÇİLMEZ DENİZ

 
 

 

 

ahreli bir kağıt üstüne simsiyah kapanmışım
kazırım kendimi bir secdeden, ellerimde gizli hattatlar
ve söze gelmez devrik duyarlıklarım
gözlerim -hüznün dilsiz masalcıs
ı-
gözlerimde hiçbir dile çevrilmez intiharlar
oysa saklı hançerimi mağrur bildiniz
kendimin tenha bir yerinde vurulmuşum, yatarım
orası bir denizin gölgesidir, göremezsiniz
ölüm üzre bir akrepken menekşelenirsiniz
ve ahreli kağıtlar dürülür ferman diye
yufka ölümlerin hazin tarihleriyle

 

 

kar altında kalmış imzasız karanlıklarım
ve azgın sularda kendini arayan deniz
ben konuşmam, susarım 
MURATHAN MUNGAN

 
 
 
 
 

ASİ ve MAVİ

 

 

 

Bugün

kederliyim, beterim bugünSesime ses değse çığlık oluyor
Üşü
yor toprak, taşlar üşüyor…Vuslatı yakın eden yollar üşüyor…

Bugün her şeyin sonu… Vurdum kendimi hüzünlere… Acı’ma tüm sesler çığlık… Yüreğim ellerimde, kaldım ayazlarda…Üşüyor bedenim… Seni bana özlem eyleyen uzaklar üşüyor…  Ah susmalıyım bugün… Lal olmalı dilim…  Sonsuz olmalı tüm yollar, alabildiğine gitmeliyim bugün…

Yumma

gözlerini, uyuma bugünBütün gölgeler akşam oluyor
Üşü
yor yaprak, dallar üşüyor…Savrulup yırtılan rüzgar üşüyor…

Kapanmamalı gözlerim… Uykuyu yabancı bilmeliyim kendime… Gündüzlere sığdırmalıyım kederimi… Akşamlar acıtıyor canımı, karanlık üşütüyor dokunduğum her yeri… Sesim üşüyor sessizlikte… Bu ayaz bana ağır…

Oysa

ben senden neler neler isterdimSenli sevdalarda doğmak isterdim
Sabahlar isterdim, asi ve maviBüyüsün isterdim ışığın rengi

Sensizlik beni böylesine acı kılan… Oysa ben her güne seni sığdırmak isterdim… Seni bilmek, seni öğrenmek isterdim…Ben hergüne asi gözlerinin maviliğinde başlamak,  sana düşmek isterdim… Sadece maviye bulanmalıydı tüm dünyam… Öyle ki senin gözlerinde yaşamalıydım, ömrümü tüm renklerden arındırarak…

Ama

gel gör ki kötüyüm bugünSesime ses değse çığlık oluyor
Üşü
yor toprak, taşlar üşüyor…Vuslatı yakın eden yollar üşüyor…

Ve ben, yorgunum bugün tarifsiz duygularla…Tenime değsem buz kesiyor bedenim… Sözüme ‘sen’ karışsan, üşüyor kelimelerim… Bedenimde bildiğim tüm hücreler çığlık çığlığa… Adını koyamadığım, anlamına ulaştığım vurgunlardayım bugün

Yumma gözlerini, uyuma bugünBütün gölgeler akşam oluyor
Üşü
yor yaprak, dallar üşüyor… İçimde kış gibi bir mevsim üşüyor…

Siyah geceler örtünmesin güneşin yüzüne bugün… Ne olur…  Bil ki, nicedir değmiyor göz kapaklarıma uykular… Ve ben üşüyorum, üşümek fiilinin anlamını içimde öğütmeden…Yüreğime seni eyleyen, ateş üşüyor…

 

 Oysa   ben senden neler neler isterdimSenli sevdalarda doğmak isterdim
Sabahlar   isterdim, asi ve maviBüyüsün isterdim ışığın rengi
Ve sensizlik beni böylesine hazana düşüren… Ben seni bilirdim, yüreğim diye… Ben sana yanardım alev alev…
Şimdi, yalnızım sevginin ayazında… Oysa gecelerim asi, sabahlarım maviydi hayallerimde…
Ve bugün
Bu
yalnızlı
kta
Ne
ASİ kaldı, ne MAVİ…

  ASİ  ve MAVİnin spacesından alıntıdır…


SİTEM ETME

 

Hangi hülyaya uzansak avutmuyor

Sesine dokunsam sesim kırılır
kirpiğine dokunsam kirpiğim
yaralı bir serçeyiz incecik dallarda
nereye tutunsak bir yanı kırık

bir ince gönül sızısıdır bizimkisi
sahte gülücükler ürkütür yüreğimizi
pazarlıklı dostluklar

güzellikler ki,
yedeğimizde kıyısız bir hıçkırık
kötü zamanların yitik öyküsü hayatımız
karanlık her sokakta ışıklı acılar topluyoruz
bir açıp bir soluyoruz kendi içimizde
tıpkı ağaçta titreyen şu yapraklar gibi
acı çekmeye yazgılı ömrümüz
geceler boyu yalnızlık çekiyoruz
yürekler dolusu sızı

bir yanımız göğün üşüyen yıldızları
bir yanımız umudun sancıyan sızıları
nehir nehir yalnızlıklar akıyor içimize
her gece bir çocuk alıp başını gidiyor
bir çiçek küsüyor bahçesine her gece
mevsimler bölüşmüyor artık sevdaları
hangi hülyaya uzansak avutmuyor
bir kanadı kırık gönül kuşumuzun
ne yana vursak ayrılık

oysa sevmekti en çok yüreğimize yakışan
seherin umut veren güzelliğini
bahar çiçeğinin çiğini
tomurcuğunu ayışığının
düşlerimize dökmekte ustayızdır çünkü içimizdekileri
sarssa da umudumuzun derinliğini karanlık
Nuri CAN
 

Seni sevmedim desem yalan olur,
Gel gör ki, kalbime gömmek zorundayım seni
.
Her gün öleceğini bile bile sevmek kolay m
ı?
Kolay mı? Hergün hasretini çekmek
,
O okşayamadığım yanağındaki gözyaşlarını silmek
,
O ellerini tutamamanın acısı, söylesene kolay mı?
Bir de bana sorsana kolay m
ı?
Herkes başka şeylerden bahsederken
,
O esrarlı bakışlarında kaybolmak
,
Kömür karası gözlerinde boğulmak kolay m
ı?
Maskara olmaktan korkup
,
Sevgini kalbinde saklamak kolay m
ı?
Kolaysa, eğer kolay diyorsan
,
Rabbimden dileğim seni de düşürsün bu derde

Sen kağıtsın, ben kalem,
Üzerine yazıyorum sevdamı görünmeyen mürekkeple

Kimseler ama kimseler bilmesin diye
.
Sen benim dile düşürmediğim yüreğimdeki sırrımsın
.

Sakın ha, sakın sitem etme,
Dayanamam senden gelecek gülün dikenine bile
.
Sitem etme ne olur sitem etme
,
Elimde değil, anlasana elimde değil
,

 
Kapılar mühürlü
Yüreğim suskun
Cesaretim yok

Seyyid Burhaneddin Kekeç

 

mahkeme bitti
sevgi darağacında
…………

 


GECEYE HÜZÜN EKTİM

 
 
 
 

nadastan çıkardım yaralı yüreğimi
sürdüm kara saban görüp kaderimi

çuvallara doldurup fosfat şiirlerimi

geceye hüzün ektim gündüze sitem

binbir gecenin bilinmez yurduna sürgünüm
bıçak sırtı saatler kanatıyor yüreğimi

dakikalar cellat gibi başımı beklerken

kefen saniyelerin şavkı vurmuş kireç gibi yüzüm

ağlasammı yansammı bilmiyorum

dualarla semaya bomboş uzanırken ellerim

aah bir ölsemm

ölmeden son kez bir görsem diyorum
..
sonra…sonra…sonra

sonra yine yalnız yine kendime dönüyorum

nadastan çıkardım yaralı yüreğimi
sürdüm kara saban görüp kaderimi

çuvallara doldurup fosfat şiirlerimi

geceye hüzün ektim gündüze sitem

dertler yanıbaşımda hüzne kadeh kaldırıyorum
şu gürültülü kalabalık şehir de

ivedi yalnızlığımla kaldırımlarda bir bana

birde suskun sana yürüyorum

her şey gün batımında toplanmış gibiydi

ufuk, hayat, umutlar ve şiirler

Allah’ım boş ver diyenlerden oldum

hak etmeyeni sevmekten yoruldum

sevmenin azı acısızı yokmuydu

onca sevdim hala aç gönül yurdum

hala çorak yürek toprağım

vee hala susuz umutlarım

nadastan çıkardım yaralı yüreğimi
sürdüm kara saban görüp kaderimi

çuvallara doldurup fosfat şiirlerimi

geceye hüzün ektim gündüze sitem

Nimet Yıldız

YILDIZSIZIM

Ağustosa gece yağdı, geceye hüzün,
Odaya mutluluk yağdı, avuçlarıma hazan kondu
,
Sabahı umut karşıladı, sevinç elinden tuttu güneşin
,
Benim gözlerime hasret bıraktı giden gece

Ve deniz kim bilir kaç neşe bıraktı kumlara
,
İnsanlar yürüdü kumlarda ayaklarına neşe batt
ı..
Alıp götürse deniz içimdeki uzaklar
ı
Bir yudum sen bıraksa içime hiç bitmeyen

Dokunsam sana bendeki beni kanatmadan

Sevda yüklü mevsimler geçti, kah hızlı kah yavaş

Geçerken bir avuç yıldız bıraktılar avuçlarıma

Bir avuç yıldızım vardı gökyüzümde

Biri kaydı derken biri daha, şimdi YILDIZ sızım

Aşar mı dersin hayallerim bu bilinmez bekleyişi

Bir gece bir sabah bir ikindi vakti hiç fark etmez

Anlardan bir an olurda gülebilir mi gözlerim..

Nezahat Partal

 

 

ACILARA TUTUNMAK-

 

 Acı çekmek özgürlükse Özgürdük ikimiz de
O yuvasız çalıkuşu Bense kafeste kanarya
O dolaşmış daldan dala Savurmuş yüreğini
Ben bölmüşüm yüreğimi Başkaldıran dizelere

Kavuşmak özgürlükse Özgürdük ikimizde
Elleri çığlık çığlık Yanyana iki dünya
İkimiz iki dağdan İki hırçın su gibi
Akıp gelmiştik Buluşmuştuk bir kavşakta
Unutmuştuk ayrılığı Yok saymıştık özlemeyi
Şarkımıza dalmıştık Mutluluk mavi çocuk
Oynardı bahçemizde

Aramakmış oysa sevmek Özlemekmiş oysa sevmek
Bulup bulup yitirmekmiş Düşsel bir oyuncağı

Yalanmış hepsi yalan
Sevmek diye birşey vardı Sevmek diye birşey yokmuş
Acılardan artakalan İşte bu bakışlarmış
Kuğu diye gözlerimde
Gün batımı bulutlarmışYalanmış hepsi yalan
Savrulup gitmek varmış Ayrı yörüngelerde

Acı çektim günlerce Acı çektim susarak
Şu kısacık konuklukta Deprem kargaşasında
Yaşadım birkaç bin yıl Acılara tutunarak
Acı çekmek özgürlükse
Özgürdük ikimizde

Hasan Hüseyin KORKMAZGİL


 
 

Bir biz vardık  Bir de şarkısız akşamlar
Su sesleri vardı yavaşça kaybolan

Bir yıldız düştü denize

Gökyüzünde fazlaymış anlaşılan

Bir ben vardım  Bir de beyaz güvercinler
Sesleri akşam kadar boğuk

Bir ben koşuyordum şarkıların peşinden

Bir de akşamlar
  Soğuk

Sonra sen Sonra özlemler
Sonra biz

Bir de yavaş yürüyen mart
ı
Ve bir çocuk
  Gözleri çetin ceviz

Bir biz kaldık  Bir de üşüyen ellerin
Kanayan
Şarkısıydı gecelerin

Nevin Konuk


Bugün canım olan,
Yarın düşmanım olamaz benim.
Yaşananların hatırı hep saklı kalır,
Hatırları hep sorulur selamları hep alınır…
Sildiklerim vardır bir de,
onlar yanlışlarım ve pişmanlıklarımdır.
Adları anılmaz, hatırları sorulmaz,
Sadece beddualarımdır.
Vicdanla birlikte,
Şeref ararım ben sevdiklerimde.
Her zaman doğru değildir elbet seçimlerim,
Zaman gelir şerefsizleri de severim.
Her yerde gözüm kulağım vardır benim
“Eksik söylemek yalan söylemek değildir” mantığındaki “Çok Dürüstler”?
Beni değil, kendilerini kandırırlar yalnızca.
Bilmezden gelişlerim, aptala yatışlarım,
Kaybetme korkumdan değil,
Karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan merakımdandır…
İnkar olmaz benim hayatımda,
Yaşananı, “yaşanmamış” saymam,
Sayanları da SAYMAM,
kelimelere sığmaz,
Sayfalar sürer beni anlatmak,
Ama ne kadar anlatılırsa anlatılsın
Yaşayan bilir beni, yaşamayan anlamaz
Ağırdır sevmelerim her yürek taşıyamaz,
Büyüktür umutlarım her omuz kaldıramaz.
CAN DÜNDAR


YILDIZLARI ÖRTECEĞİM GÜLLERİN ÜZERİNE

 
 
  
 
 Sen gülleri severdin bense yıldızları.
Sen
  koklamak için bile
üşenirken yaprakları
ben bıkmadan beslerdim
yakamozları
Image Hosted by ImageShack.us
Senin sevdiğin güller  gündüz açardı
benim yıldızlarımsa

geceler kadard
ı.
Image Hosted by ImageShack.us
Üzülme

madalyonun iki yüzünde

kaldık ve
kavuşamadık diye
sen
  gülleri koydun orta yere
ben yıldızlar
ı.
ikimiz de
sevdik işte sevdik,
kendimizce

Image Hosted by ImageShack.us
Ama
çabuk geçti mevsimi
senin sevdanın

eee…

boşuna dememiş diyen

gülün ömrü kısa diye
.
Image Hosted by ImageShack.us
benim ki ise
çok yüksekte

hani, uzanır
uzanır tutamazsın

………….. da ancak

o isterse
dökülür eteklerine.
Image Hosted by ImageShack.us
kararmasın yüzün
dert etme
.
bir gün…gül mevsimi

yeniden gelir yüreğine

dilerim
dokunursun da dikenine
canın yanar
gözlerin dolar
akıtırsın içine

işte tam o zaman
yeniden geleceğim

geceyle birlikte
.
yakamozlarımı bırakmak için

kanayan ellerine
.
Image Hosted by ImageShack.us
yanlış anlama

oh olsun için değil
…..
yakışır mı intikam yaralı yüreğime
.
Image Hosted by ImageShack.us
dayanamam bilirsin
  yaralı yerlerine
.
geçmişin hatırına

ve… sadece
teselli niyetine.
yıldızları örtmeye gelirim

acıtan
  güllerin üzerine.

 
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

Mine ÖZDEMİRTAŞ

 
 
 

Önce Yalnızlığım Vardı


 

lerin de ağladığı bir zaman vardır.
Ama bir gül var ki onun gözlerinde her zaman gözyaşı vardır.
Geceler onun gözyaşlarını kendine saklar.
Ama gündüzün aydınlığında nemlenen gözleri
onun hüzünlerini fısıldar. Denizler onun gözyaşları gibi ıslak; güneşler
hüzünleri kadar sıcaktır.

lerin de kokmadığı bir zaman vardır.
Ama bir gül var ki onun sevgi saçan kokusu her zaman vardır. Kokusu
sevgiden, rengi hasretten bir güldür. O, kalbi hasretle yanmış ama
sönmemiş, kül olmamış, kor olmuştur

ve Allah adını kırmızı gül  koymuştur.

lerin de sevdiği bir zaman vardır.
Ama bir gül var ki sustuğu an bile sevgiyi yaşayan bir kalbi vardır.
Onun gülerken bile yaprağında gözyaşı vardır.
Ama o gözyaşlarında bile sevgiden
gelen bir sıcaklık vardır.
Onun gözünde vazolara girmenin bir anlamı yoktur.
Ama onun hüznünü ve sevincini paylaştığı
kır çiçekleriyle arkadaşlığı vardır.

lerin de uyuduğu bir zaman vardır.
Ama bir gül var ki onun geceleri bile kapanmayan gözleri vardır.
Sevgisi gece gündüz yoldadır, duası, kokusu anbean sevdiğine varır.
lerin de solduğu bir zaman vardır.
Ama bir gül var ki kokusu sevgilinin yüreğine işlemiştir de
bu yüzden ölümsüzlük sırrına kadem basmıştır.
Ve onun mezar taşına şu yazılmıştır:

SEVMEYEN İNSANLAR ÖLÜR AMA,
SEVEN GÜLLER SOLMAZ,
ONLARIN KABRİ DE OLMAZ….

 

Image Hosted by ImageShack.usİsmail ACARKANImage Hosted by ImageShack.us


 

 Aşkın Ülkesidir

 

Beni unutma…
Katlanıp atılmaya layık karalanmış bir kağıt olsam da;
Beni Unutma
Unutma beni; silik bir hatıra olsam da
Rüzgarda ufalanıp savrulmuş bir kalbim varsa da..
Sonbaharda kuruyup ayaklarının dibine düşen
bir yaprak olsam da beni unutma…
Karanlıkta farkedilecek bir parıltım dahi yok ama;
Sen bu kurumuş  gülü yine de unutma
Işığım yok, güneşim yok, baharım, yeşilim, rengim yok
Ama bir de sen beni yok sayma beni unutma

Cennetten kovuldum, sokaklarda uyudum,
Yusuf oldum, kuyulara atıldım
Ateşlerde soğudum, İbrahim`i buldum;
İsmail oldum, ıssız çöllerde bırakıldım,
Unutuldum ama kimseyi unutmadım

Unutmadım ayağımı ıslatan damlayı bile
Unutmadım üstüne bastığım toprağı bile
Dağlarda ovaları; ovalarda karları unutmadım
Göklerde gezdim, yerleri unutmadım
Varlar hep aklımdaydı
Yokları bile kalbimden silemedim
Unutmak insana yakışmaz, unutmayı sevmedim

Kendim için değil,
Senin kalbinde bir siyah leke olmasın diye söylüyorum inan ;

BENİ UNUTMA
Unutma! Unutmak günahtır, bunu unutma ,
BENİ UNUTMA…

Image Hosted by ImageShack.usİsmail Acarkan

 


…Kelebeğin Kaderi…

                                                                                                                                                                              

 

Bir gün Bir kelebek gördüm
Örümcek ağına takılmış Çırpınıyordu
Yakalanmasa da
Belki kısacık ömrünün Son dakikalarını yaşıyordu
Onu kurtarmak için Elimi uzattığımda
Kimbilir ne uğraşılarla Ne umutlarla
Ağını ören Örümcek geldi aklıma
Belki de gizlendiği yerden Bana bakıyordu
Yaşamak için Son umudu olan yiyeceğine
Ne yapmak istediğimi Anlamaya çalışıyordu
Elim havada kaldı
Ne kelebeği terk edip Gidebildim
Ne birkaç dakika daha Yaşasın diye
Kelebeği kurtarıp
Örümceği Ölüme mahkum edebildim
Karasız beklerken Ağın biraz ötesinde
Birden çıkan rüzgar Önüne katıp götürdü
Ağıda kelebeği de Belki örümceği de
Arkalarında bakakaldım
Kadere asla Tesir edilemeyeceğine de
Kaderin asla Değiştirilemeyeceğine de
Bir kez daha inandım
Necdet Yağan
 
 
 
O kadar çok engel var ki arada
Bir uçurtmanın kuyruğuna takılıp
gelmek istedim;
Çekmedi yorgun bedenimi.
Bulutlara takılmayı denedim;
Bir yıldırımla attı üzerinden.
Dalgalara bıraktım kendimi
kıyılarına vurmak için
Kağıttan bir gemi kesti yolumu
Koparılan takvim yapraklarıyla
gitgide tüketiyor zaman beni
Gün geceye gömdü gözlerimi
Gece güne savurdu yüreğimi
Küle dönen kor tenimde
İzi kaldı dokunuşlarının.
Üşüyorum…
Sıcaklığını bulmak için
vurdum kendimi sahranın göbeğine.
Güneşin ortasına attım
ip merdivenimin ucunu.
İp tutuştu…
Ben yanamadım

(bir ses duydum: kader)

EbruLi_

Sana döktüğüm göz yaşları için hayat affeder mi beni?
Senin için hiçe saydığım yaşam bağışlar mı beni
?
Sensizlikten isyan ettiğim kader affeder mi beni
?
Senin için kırdığım insanlar bağışlar mı beni
?
Herşeyi bırakıp sana inandığım için

Bütün düzenleri yıkıp sana geldiğim için

Düzen affeder mi beni
?
Söyle hadi Söyle
… 
kollarına almadığın bu bedeni

Şimdilerde Ölüm Kollarına Alır mı ?

EFTELYA

 

Ölüm mü acıdır,
sevdiklerinin yüreğindeki yeri kaybetmek mi
ölüme mi dayanılmaz
sana güvenenlerin güvenini kaybetmeye mi
ölüm mü kötüdür
seni sen yapan her şeyden vazgeçmek mi…
 
oysa cesaretim yok ki benim onlara sırt çevirmeye,
cesaretim yok işte kaybetmeye…
işte bu yüzden ölüm daha sevimli gelir bana…
 
ALINTI
 

 


SAKLADIM

 

 ALINTI

YORULDUM (Alıntı)

 

Kendimden yoruldum
Sürekli maske takmaktan
İcim Kan ağlarken
İnsanlara gülmekten yoruldum
Çok sinirliyken bile
Sakin olma zorunluluğundan yoruldum
Hıçkırarak ağlamak isterken
Gözyaşlarımı içime akıtmaktan 
içimden dağlara denizlere
Hoyratça esen rüzgara toprağa kuşlara
haykırmak isterken
Susmaktan yoruldum..
Mavinin her tonunda kaybolmak isterken
Siyaha esir olmaktan yoruldum
Kendimden yoruldum
Hep güçlü olmak ne zordur
Hep sorumluluk sahibi olmak
Her zaman haklı olmak
Herşeyi bilmek zorunda olmak …
…..Ruhum yoruldu ….

Çabuk tükettim ömrümü
Yarınlarımı…..
Umutlarımı…..
Duygularımı…….
Geri dönüşü olmayan bir tüneldeyim
Oyunun adı hayat
Başrolde ben
Yardımcı oyuncular sevgi,  acı, geçmiş
Senaryo konusu
Herseye rağmen Mutlu Olma Sanatı
Ve OYUN BiTTi… perdeler indi IŞIKLAR söndü
Kendimden YORULDUM…

 

İğnenin ucundan geçiyor gün,
Yokluğun iplik,
Bir kör düğüm varlığın.
Her iki mesafede ben,
Hem sana,
Hem kendime koşmaktan yoruldum….
Bıçağın ağzında yürü diyorsun.
Şerha ,şerha kesileceğim,
Biliyorsun.
Kurtuluş şah damarımda ama
Sen istediğin için
Ben tabanımdan sürüneceğim.
Senin adına
Bu çileyi çekmekten yoruldum…
Bir ibrikten süzülüp gidiyor hatıralar.
Her gün hayal,
Her gece bir garip düş.
Hem yıldızlarda, hem sularda
Böyle deli divane
 sevmekten yoruldum…..

 
 
 
Yoruldum, herkesin herşeyi olmaktan
herşey olup hiç olmaktan
yoruldum artık….
 
 

GİT DEDİN; GİDİYORUM!..

 

 
Şimşekler çaktı aniden,
Martılar sustu… Güller sustu…
Ben sustum… Gözlerin sustu…
Dünya durdu…
Tek konuşan yalancı ve sana çok yabancı bir rüzgardı.
Sesin sana dahi yabancı… Banaysa bir felaket
İster deprem de çünkü yıkıcıydı.
İster sel de çünkü aniden bastırmıştı.
Ölü değil yaralı çıktım felaketten.
Bilinç kaybı önce susuş…
Ardından görmediğin göremeyeceğin ama var olan gözyaşlarım…
Onlar dahi sustu… Sessizce aktı gözpınarlarımdan.
Ben hep sustum, kulaklarımda o yabancı ses.
Önce kulaklarımda sonra yüreğimde.
Gidiyorum işte.
Sesin sahibinin de emrettiği gibi.
Ne tuhaf yabancı bir sese itaat ediyorum.
Ne tuhaf hiç bir kelime edemiyorum mantıklı.
SusuyorumSanki dilim bağlı…
Yüreğimse çıkmak üzere yerinden.
Ben sanki dünyanın en küçük varlığı o an.
EziliyorumSusuyorum
Çünkü konuşsam da duyan olmayacak biliyorum.
Son enerjimi harcıyorum arkamı dönmek için,
Ve oturacak bir yer bulabilmek için.
Çünkü biliyorum bu yükü bacaklarım dahi taşıyamayacak.
Çünkü biliyorum ağlayacağım…
Dünyanın en küçük varlığının gözyaşlarına kim aldırış eder ki zaten.
Susuyorum, susuyorum ve yine susuyorum…
O yabancı sesin dedikleri tekrar tekrar canlanıyor beynimin kıvrımlarında
Tekrar tekrar acıyor sol yanım
Tekrar tekrar…. Tekrar tekrar…
Ve tekrar tekrarlar hep var…
Git dedin! Gidiyorum
Sesin yabancı olsa da sahibini çok iyi tanıyorum.
Git dedin gidiyorum… Merak etme  susuyorum…
 
İçimde seni unutmak için ne bir istek ne de bir çaba var.
 
Sen önümden çok kayalar çektin. Çok kez tebessümüme neden oldun
O kadar çok kez var ki hayatıma kattığın
Bu yüzden unutamam seni
Yüreğimle yaşıyorum ben de yaşamayı bilenler gibi,
Ve ona bıraktığın izleri görmemek imkansız,
Nasıl unutayım ki şimdi söyle seni?
 
Ama yaralıyım kanıyorum… Ne başım ne gözüm kanayan
Kanayan yüreğim..
 
Git dedin gidiyorum.
Nasıl sevmişim seni, nasıl seviyorum ve nasıl seveceğim kim bilir…
Ama bunu bilmeyeceksin asla.
Sevgisini gösteren yüreğim onu saklamasını da çok iyi bilir…
Senin sevip sevmemen veya aklına bile gelmemem  umrumda bile değil.
 
Alnım ak başım dik benim. Git dedin gidiyorum.
Her zamanki gibi seni dinliyorum.
SusuyorumSen git dedin gidiyorum!
Keşke nereye gideceğimi de söyleseydin bunu unuttun…
Çünkü ben hala yürüyorum gideceğim yere gelemedim bir türlü.
O kadar yorgunum ki… O kadar yaralıyım ki…
Aslında çok zor yürüyorum.
Ama hep gülüyorum olamadım asık suratlı hiçbir zaman.
Ya da ben öyle sanıyorum. Sadece susuyor ve yürüyorum.
Git dedin gidiyorum.
UsulcaYorgunSuskun
Biraz kırgın… Gözü yaşlı…
Ama sevgi dolu…
Git dedin gidiyorum.
 
Çağla AKSOY.


SUSKUNUM SANA

 

 

Hangi şiire başlasam suskunum sana  
Dağ göğsünde bir kaya diliyle suskun
 
Güneşte kavrulan bir kum tanesi
 
Çatlayan dudaklarım oluyor her gece  

Yağmura suskun yaşamaya suskun  
Haykırabilsem
 
Belki bir nehir köpürebilir sesimde
 
Silinebilir kuraklığın bütün izleri
 
Upuzun çöller vadileşebilir içimde
 
Hangi güzelliği özlesem suskunum sana
 
Yürek boşluğunda bir of kadar suskun
 
Özlüyorum seni masmavi
 
Koşuyorum sana bembeyaz
 
Ve kahroluyorum bir anda kapkara
 
Ah oluyorum
 
Of oluyorum
 
Ve susuyorum
 
Oysa haykırabilsem
 
Işık yumağı bir pınar olur soluğum
 
Hangi türküye uzansam suskunum sana
 
Ağıt ağıt, özlem özlem suskun
 
Tut ki vurulmuşum
 
Aşktan ve kandan bir damla olmuşum
 
Bir saçlarının rüzgarına
 
Bir de ağzının kıyılarına konmuşum
 
Hangi dalga silebilir beni senden
 
Hangi kasırga koparabilir
 
Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum
 
Coşkuların her şahlanışında
 
Sana deprem deprem susmuşum
 
Ve sana susmaktan inan ki yorulmuşum
 
Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınas
ı  
Sözlerinde baskı yasası yeter
 
Hangi kavgayı özlesem suskunum sana
 
Zafer sabahlarında gece kadar
 
Bayram sabahlarında yas kadar suskun
 
Böyle güzelliklere de
 
Böyle suskunluklara da lanet olsun
 
Al bu suskunluğumu al artık
 
Al ki Bütün gürültüler kahrolsun 
 
 

Adnan YÜCEL  
 
 

ÖYLESİNE SEVMİŞTİM

 

 

Şimdi gidiyorsun, git
Bütün sabahları üşüdüğüm
Bütün gördüğüm senli günlerim, onlar da gitsin
İçimde bir şarkı
Gözümde bir ışık kalmıştı her şeye inat
Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin
Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden
Sevdiğimiz şarkıları da
Pencereme konan yusufçukları da
Bana karanlığı bırak
Beni bırak, beni böyle bırak
Böyle ansızın, böyle yakışıksız
Böyle anlamsız, böyle dağınık
Öyle kapıda susuşun
Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşun
Koy beni sensizliğe
Ve otursun içime kül gibi kor yangının

Şimdi gidiyorsun, git
Hadi git
Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git
Hadi kanatma
Hadi yıkma
Hadi dokunma
Zaten ben seni öylesine sevmiştim

Şimdi gidiyorsun, git
Bütün sabahları üşüdüğüm
Bütün gördüğüm senli günlerim, onlarda gitsin
İçimde bir şarkı
Gözümde bir ışık kalmıştı her şeye inat
Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin
İbrahim SADRİ

 

 
 
 

KAHVE İÇER MİSİNİZ?

 
 

 

 Her kahve aynı tadı taşımaz

Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona göre değişir


 

Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtiğin kahvenin tadı kederlidirKahve telvesine yüreğinin acısı karışır.


X11
Bir pazar öğle sonrası annenin "hadi bir kahve yap da içelim"

dediği kahve huzurludurKöpükler annenin göz bebeklerine yansır
 Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir


X10
Baban için yaptığın kahve sevgi doludur…

çay bardağında, az şekerli…
Kahve gibi görünmez sana…
 Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür…


6
Dostlarla içilen kahve neşedir
Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer
 
 
Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır…
Acıdır tadı…
Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır…


Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve başkadır…
 Isıtır insanın içini…

Yorgun olduğunda içtiğin kahve hafifletir seni…
Kendine getirir, unutturur günün ağırlığını…
 
 

Bir gece vakti zil zurna  birinin içtiği kahve

düşülen kuyudan çıkma çabasıdır…
Koyu kıvamlı kahverengi bir ipe tutunur çıkar…
çıktığı an uyuyakalır… ferahlıktır!!!
 
 

Kahve aynı kahvedir belki… köpüğüyle, rengiyle,

dumanıyla aynı kahvedir ama içilen kahveler
ruhunun süzgecinden geçer ve tadları değişir
Her kahve aynı değildir bu yüzden…
 
 
 

kahveniz sevgiyle tatlansın
 
YıldızYıldızYıldızAFİYET OLSUN  YıldızYıldızYıldız
 
 
 

 


UYAN… LÜTFEN UYAN….

 
 
 

 

Babacığım, uykunu böleceğim,
ama seninle konuşmak istiyorum.
Uyan baba, uyan! Bak sana neler anlatacağım.
Baş ucuna gelip, sana böyle haykırdığımda gözlerini açıyorsun,
Biliyorum
Beni dinliyor, belki de bana bir şeyler fısıldıyorsun,
Biliyorum.
Ama gücüm, ne toprağı yenip gözlerine ulaşmaya yetiyor.
Ne de fısıltılarını işitebiliyorum.
Yine de öğrettiğin gibi hissedebiliyorum.

 

Sen gideli sekiz sene oldu.
Bize "elveda" demeden ilk gidişindi.
Bizleri öpmeden ilk kapıdan çıkışın,
Gelirken alayım; bir şey lazım mı diye sormayı ilk unutuşun
Nereye gittin ki, bu kadar önemsizleşti alışkanlıkların?

Soğuk mu baba oralar?
Güneş bir nebze olsun dokunur mu gözlerine?
Of of gözlerin beni çıldırtıyor.
En uzun, en anlamlı nutukları gözlerinden okudum hep.
Hala, evimizin duvarında bana neler anlatıyorlar neler…
Bir sen daha vardı gözlerinde senden öte

Sekiz yıldır damarlarımda kaç tur attın kim bilir?
Sen damarlarımda dolaşıyorsun.
İkimiz bunu biliyoruz ya, bu da yeter.

 

 
 
YOK demeyin, göresim geldi ÇOOOOK
 
 
 
 
 

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.